| 23 Haziran 2008, 11:27:53 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« : 23 Haziran 2008, 11:27:53 » |
|
Ben bir insan, ben bir Türk şairi Nazım Hikmet ben tepeden tırnağa insan tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret... Ben hem kendimden bahseden şiirler yazmak istiyorum, hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen şiirler. Hem bir tek elmadan, hem süpürülen topraktan, hem zindandan dönen insan ruhundan, hem kitlelerin daha güzel günler için savaşından, hem bir tek insanın sevda kederlerinden bahseden şiirler yazmak istiyorum, hem ölüm korkusundan, hem ölümden korkmamaktan bahseden şiirler yazmak istiyorum.
Nâzım Hikmet
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 23 Haziran 2008, 11:55:21 Gönderen: naz »
|
Logged
|
|
|
|
| 23 Haziran 2008, 11:31:18 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #1 : 23 Haziran 2008, 11:31:18 » |
|
Piraye için yazılmış şiir...
Ne güzel şey hatırlamak seni : ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken...
Ne güzel şey hatırlamak seni : bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin ve saçlarında vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının... İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti... Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının, güneşli bir rahatlık ve etin daveti : kıpkızıl çizgilerle bölünmüş sıcak koyu bir karanlık...
Ne güzel şey hatırlamak seni, yazmak sana dair, hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek : filânca gün, falanca yerde söylediğin söz, kendisi değil edasındaki dünya...
Ne güzel şey hatırlamak seni. Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine : bir çekmece bir yüzük, ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım. Ve hemen fırlayarak yerimden penceremde demirlere yapışarak hürriyetin sütbeyaz maviliğine sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
Ne güzel şey hatırlamak seni : ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 23 Haziran 2008, 11:33:44 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #2 : 23 Haziran 2008, 11:33:44 » |
|
23 Eylül 1945 Piraye için...
O şimdi ne yapıyor şu anda şimdi, şimdi? Evde mi, sokakta mı, çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı? Kolunu kaldırmış olabilir, — hey gülüm, beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...—
O şimdi ne yapıyor, şu anda, şimdi, şimdi? Belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor. Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir, — her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren sevgili, canımın içi ayaklar!...— Ve ne düşünüyor beni mi? Yoksa ne bileyim fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi? Yahut, insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor, şu anda, şimdi, şimdi?...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 23 Haziran 2008, 11:37:31 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #3 : 23 Haziran 2008, 11:37:31 » |
|
25 Eylül 1945
Saat 21. Meydan yerinde kampana vurdu, nerdeyse koğuşların kapıları kapanır. Bu sefer hapislik uzun sürdü biraz : 8 yıl... Yaşamak : ümitli bir iştir, sevgilim, yaşamak : seni sevmek gibi ciddî bir iştir...
30 Eylül 1945
Seni düşünmek güzel şey ümitli şey dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey. Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil şarkı söylemek istiyorum...
6 Ekim 1945
Bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır. Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda. Yürek kirpiklerin ucunda uzayıp giden toprak uğurlanır. Benim bağırasım gelir : — «P î r â y e , P î r â y e !...» — diye...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 23 Haziran 2008, 11:46:36 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #4 : 23 Haziran 2008, 11:46:36 » |
|
14 Aralık 1945
Hay aksi lânet, fena bastırdı kış... Sen ve namuslu İstanbulum ne haldesiniz kim bilir? Kömürün var mı? Odun alabildin mi? Camların kıyısına gazete kâadı yapıştır. Gece erkenden yatağa gir. Evde de satılacak bir şey kalmamıştır. Yarı aç, yarı tok üşümek : dünyada, memleketimizde ve şehrimizde bu işte de çoğunluk bizde...
1945 yılı Aralık ayının dördü
İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan, giyin, kuşan, benze bahar ağaçlarına... Hapisten mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına, kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını, böyle bir günde yılgın ve kederli değil, ne münasebet, böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı Nâzım Hikmetin kadını...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 23 Haziran 2008, 11:49:32 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #5 : 23 Haziran 2008, 11:49:32 » |
|
8 Ekim 1945
Çekilmez bir adam oldum yine : uykusuz, aksi, nâlet. Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi, azgın bir hayvanı döver gibi bugün çalışıyorum, sonra bir de bakıyorsun ki ağzımda sönük bir cıgara gibi tembel bir türkü sabahtan akşama kadar sırtüstü yatıyorum ertesi gün. Ve beni çileden çıkartıyor büsbütün kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet...
Çekilmez bir adam oldum yine : uykusuz, aksi, nâlet. Yine her seferki gibi haksızım. Sebep yok, olması da imkânsız. Bu yaptığım iş ayıp rezalet. Fakat elimde değil seni kıskanıyorum beni affet...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 23 Haziran 2008, 11:54:19 Gönderen: naz »
|
Logged
|
|
|
|
| 11 Temmuz 2008, 15:21:15 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #6 : 11 Temmuz 2008, 15:21:15 » |
|
biz haber etmeden haberimizi alırsın, yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin, gözümüzün dilinden anlar, elimizin sırrını bilirsin... namuslu bir kitap gibi güler, alnımızın terini silersin... o gider, bu gider, şu gider... DOSTLUK!!! sen yanıbaşımızda kalırsıN...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 11 Temmuz 2008, 15:28:29 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #7 : 11 Temmuz 2008, 15:28:29 » |
|
BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK ISTERIM
Ben senden önce ölmek isterim. Gidenin arkasindan gelen gideni bulacak mi zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu. Iyisi mi, beni yaktirirsin, odanda ocagin üstüne korsun içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, seffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni görebilesin... Fedakârligimi anliyorsun : vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan senin yaninda kalabilmek için. Ve toz oluyorum yasiyorum yaninda senin. Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin. Ve orda beraber yasariz külümün içinde külün, ta ki bir savruk gelin yahut vefasiz bir torun bizi ordan atana kadar... Ama biz o zamana kadar o kadar karisacagiz ki birbirimize, atildigimiz çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düsecek. Topraga beraber dalacagiz. Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasindan nemlenip filizlenirse sapinda muhakkak iki çiçek açacak : biri sen biri de ben. Ben daha ölümü düsünmüyorum. Ben daha bir çocuk doguracagim. Hayat tasiyor içimden. Kayniyor kanim. Yasayacagim, ama çok, pek çok, ama sen de beraber. Ama ölüm de korkutmuyor beni. Yalniz pek sevimsiz buluyorum bizim cenaze seklini. Ben ölünceye kadar da bu düzelir herhalde. Hapisten çikmak ihtimalin var mi bu günlerde? Içimden bir sey : belki diyor. 18 Subat 1945
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 16 Temmuz 2008, 20:33:03 |
|
Frozen_Hell
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #8 : 16 Temmuz 2008, 20:33:03 » |
|
sefmem nazım hikmeti paylasım için tesekkür edemicem 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 06 Ağustos 2008, 20:15:08 |
|
|
|
| 07 Ağustos 2008, 12:36:46 |
|
ApocaLypse
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #10 : 07 Ağustos 2008, 12:36:46 » |
|
payLaşım için teşekkürLer
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 17 Ağustos 2008, 00:01:15 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #11 : 17 Ağustos 2008, 00:01:15 » |
|
Hasretini, yokluğunu, sensizliği bir ateş yanığı gibi öyle acıyla duydum ki yüreğimin etinde, gitgide çoğalarak gitgide derinden işleyerek öyle dayanılmaz oldu ki bu seni boğabilirdim senden kurtulmak için çünkü seni o kadar seviyorum.
* * *
Seviyorum Seni ekmegi tuza banıp yer gibi geceleyin ateşler içinde uyanarak ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi, ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz, telâşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi, Seviyorum Seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi. İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık içimde kımıldanan bir şeyler gibi, Seviyorum Seni "Yaşıyoruz çok şükür!' der gibi.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 17 Ağustos 2008, 00:03:20 Gönderen: naz »
|
Logged
|
|
|
|
| 25 Ağustos 2008, 12:01:24 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #12 : 25 Ağustos 2008, 12:01:24 » |
|
BİR FOTOĞRAFA...
Karşımdasın işte... Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni. Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim. Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim. Tıkandığım o an, elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte, aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım. Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan, bitti artık hepsi... Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme. Bakış açım belli oldu yine. Geride kalan, ardından bakar gidenlerin. Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim. Dağlara çarptım her esişimde. Yollara küfrettim her gidişinde.
Demiştim sana hatırlarsan: "Önemli olan 'zamana bırakmak' değil, 'zamanla bırakmamak'tır..." Şimdi bana, geçen o zamanın Unutulmaz sancısı kalır.
Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim? Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 22 Eylül 2008, 11:18:57 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #13 : 22 Eylül 2008, 11:18:57 » |
|
BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beş yüz, yüzde hudutsuz kere yüz... Kadın erkeğe dedi ki: -Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana.. Ve ben artık biliyorum: Toprağın - yüzü güneşli bir ana gibi - en son en güzel çocuğunu emzirdiğini.. Fakat neyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olan parmaklarına başımı kurtarmam kabil değil! Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak.. Sen yürümelisin, beni bırakarak... Kadın sustu. SARILDILAR Bir kitap düştü yere... Kapandı bir pencere... AYRILDILAR...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 16 Ocak 2009, 00:45:49 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #14 : 16 Ocak 2009, 00:45:49 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|