| 02 Aralık 2009, 14:21:05 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« : 02 Aralık 2009, 14:21:05 » |
|
BEŞİNCİ MEKTUP Ayrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız. Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var. Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?
Güneş çoktan doğdu. Uyanmış olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi? Öyleyse ayrılmadık. Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.
Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Önce beklemekten. Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan. İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.
Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini... Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, Kanunlara saygı göstermesini, İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.
Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun. Ya o? Ya o? İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, Saadet bekliyor yaşamaktan.
Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak Göçüp gidiyor bu dünyadan.
İşte yaşamak maceramız bu. Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak Ve yaşayıp beklerken ölmek!
Özleme bir diyeceğim yok. O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası. O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı, Yaşantımız özlemlerle güzel. Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem. Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.
Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; Seni özlediğim içindir. Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni; Seni özlediğim içindir. Yaşıyorsam; içimde umut varsa, Yine seni özlediğim içindir.
Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki! Ümit Yaşar Oğuzcan
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 02 Aralık 2009, 14:21:46 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #1 : 02 Aralık 2009, 14:21:46 » |
|
ALTINCI MEKTUP Bir gün bir yalnızlığa düştüm yine. Başımı ellerimin arasına aldım, sessizce ağlamaya başladım . Önümde yarıya gelmiş bir konyak şişesi 'beni iç' diye fısıldıyordu, 'beni iç'. Sonra yalvarmaya başladı: 'Ne olur' dedi 'ne olur haydi iç beni'.
Bir bardak doldurdum, tepeme diktim . Şişe rahatladı, sustu. Hani ellerimiz birbirine değince nasıl oluyorduk? İşte öyle oldum . Hani bakışlarımız buluştuğu zaman, bir başka türlü atması vardı yüreklerimizin. Onu hatırladım .
Sonra bir tren hareket etti. Sabahtı. Karşıkarşıyaydık . Konuşuyorduk. Ben sevmek diyordum durmadan. Gözlerim gözlerine soruyordu: 'seviyor musun?' diye. Hep evet diyordu gözlerin, ellerin, dudakların hep evet diyordu. Oysa ki, bir çok hayır diyen insan vardı çevremizde. Örneğin: bir çocuk hayır, diyordu, bir kadın, bir adam ve bir başkası, bir başkası hayır diyordu. Hayır'lar arasında ezilmeğe mahkûmdu evet'lerimiz .
Tren ilerliyordu. Gözlerin gözlerime soruyordu ne olacak diye. Sigara üstüne sigara yakıyordum, kadeh kadeh içki içiyordum, fakat bilmiyordum ben de ne olacağını. Bizi sürükleyen bir akıntıydı. Durduramazdık onu, hükmedemezdik ona. Bir anafora rastlayıp yok oluncaya kadar akıp gidecektik işte. Peki anafor nerdeydi? Uzak mıydı? Belki çok yakındı kimbilir. Biz onu göremiyecektik. O, gözlerimizi kör ettikten sonra saracaktı bizi buz gibi kollarıyla.
Tren ilerliyordu. Pencereden deniz görünüyordu. Denize akşam güneşi vurmuştu. Renk renk kayıklar gördük kıyılarda. Denize taş atan çocuklar gördük. Uzakta bir balıkçı ağlarını topluyordu.
Ve tren ilerliyordu. Kadere yaklaşıyorduk . Bir alacakaranlık bastı zamanı. Gözlerim gözlerindeydi. Ellerini tuttum, titredin. Acı acı bir düdük öttü. Bir şeyler koptu içimizden.
Sonra tren durdu, indik, yollarımız ayrı ayrıydı. Şimdi, o gün verdiğin yalnızlığı yaşıyorum .
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 02 Aralık 2009, 14:22:24 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #2 : 02 Aralık 2009, 14:22:24 » |
|
ONÜÇÜNCÜ MEKTUP
Er geç beni affedeceksin. Bir şey beklemeden, bir şey istemeden affedeceksin. Sevgin seni oraya götürecek.
Düşe kalka ilerleyeceğin yollarda, taşlar kanatacak ayaklarını. Issız, karanlık ormanlardan gececeksin yapayalnız. Sonra bir bataklık başlayacak gözün alabildiğine. Omuzlarına kadar yapışkan çamurlara saplanacaksın. Durmadan yağmur yağacak üstüne, iliklerine kadar ıslanacaksın, üşüyeceksin. Ahtapot elleri gibi uzun, pis sarmaşıklar dolanacak ayak bileklerine. Dört yanında kara bataklık kuşları dönecek çığlık çığlığa.
Geçmiş zamanı düşüneceksin. O bir daha yaşanılmaz günleri, geceleri düşüneceksin.
Bataklığın son bulduğu yerde zift gibi koyu bir gece başlayacak geçmiş gecelere benzemeyen. Yürüyeceksin, ağır ağır ilerleyeceksin zamanın ve gecenin ortasında. Keskin bir rüzgâr çıkacak, merhametsiz kırbaçlar gibi parçalayacak yüzünü.
Sonra bir dağ yamacına varacaksın, bitkin ve perişan... Uzaklarda cılız bir ışık göreceksin. Sen yaklaştıkça büyüyecek, sıcak kollarıyla saracak seni. Fakat, sen o ışığın olduğu yere hiç bir zaman varamayacaksın ve bu gerçeği anladığın anda yıkılacaksın, korku ve ümitsizlik saracak yüreğini, ağlayacaksın.
İşte o zaman beni düşüneceksin, çektiklerimi, senin için katlandığım şeyleri düşüneceksin. Bulutlar dağılacak. Seni nasıl sevdiğimi, nasıl yüceleştirdiğimi, nasıl o erişilmez ışık haline getirdiğimi birer birer anlayacaksın.
Onun için beni affet demeyeceğim sana. Ergeç anlayacak ve affedeceksin. Bunu biliyorum.
Karşılaşmamız kaderdi belki. Ama çektiğimiz çiledir, bizi birbirimize yaklaştıran, o korkunç ümitsizlikler, büyük çaresizliklerdir.
Acılarımızı yitirmeyelim.
Ümit Yaşar OĞUZCAN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 02 Aralık 2009, 14:23:04 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #3 : 02 Aralık 2009, 14:23:04 » |
|
ONDÖRDÜNCÜ MEKTUP İlk defa göz göze geldiğimiz anı hatırlıyor musun? Kaçamak bir buluşmasıydı bu gözlerimizin. Seni istiyordum, biliyordun... Bakışların duygulu, anlayışlıydı, özlemliydi zaman zaman. Bakışların bir şarkı söylüyordu hiç bilmediğim. Seni dinliyordum, bakışlarını dinliyordum.
Dağbaşında apansız karşıma çıkan bir pınardı sanki gözlerin. Eğilip su içmek istiyordum kirpiklerinin arasından. İçimde yaktığın ateşi söndürmek istiyordum. Ama o ateş gitgide büyüdü işte! Şimdi biraz da sen yan artık, benim yanacak yerim kalmadı.
İnanamıyorum, sen var mısın? İnanamıyorum bir türlü. Tuttuğum ellerin mi? Öptüğüm dudakların mı? Kim bilir? Belki de yoksun, berbir rüyâ görüyorum, biraz sonra uyanacağım. Herşey ansızın silinecek. Ne saçların kalacak ortalıkta, ne gözlerin. Yine kahrecici yalnızlığıma döneceğim. Biraz daha yıkılmış, biraz daha sensiz.
O gün ilk defa seni gördüm. Düşün, sen dünyaya geleliberi kaç yıl geçmiş aradan. Düşün, ne kadar çok özlemiştim seni. Öyleyse hiç gitme, ne olur? Vereceğin her kedere razıyım. Acıların en büyüğünü sen tattır bana, zehirlerin en şiddetlisini senin elinden içeyim. Ama gitme ne olur?
Dudaklarım kurumuştu, içim yanıyordu. Suya hasret, kurumuş bir ot gibiyimdim. Yağmur olup yağdın üstüme, yaşardim, filizlendim. Sonra güneş oldun, hayat verdin bana, koku verdin, renk verdin. Şimdi bırakıp gidersen bir daha ve son defa yine kuruyacağım, dağılıp toz olacağım anlıyor musun? Çünkü senden sonra kimse gelmeyecek, biliyorum. Kimseler çalmayacak kapımı. Gidersen beni bana mahkûm edeceksin, keşke ölsem diyeceğim o zaman, keşke ölsem!
Şimdi sendeyim, seninleyim, seni yaşıyorum. Beni bana bırakma!
Senden bir parçayım artık, belki de baştanbaşa sen oldum farkında değilsin. Beni bana bırakma!
Sen olduğun için mutluyum. Sen olduğum için de. İstersen ben olma. Hiç benim olma. Ama bırakma beni ne olur? Beni, bana bırakma!
Ümit Yaşar OĞUZCAN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 02 Aralık 2009, 14:23:43 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #4 : 02 Aralık 2009, 14:23:43 » |
|
MEKTUP 25 Ölmedim işte. Ölmedim. Demek ki yaşamam gerekliydi. Bir gizli kuvvet olmalı bizi yaşatan. Yaşamakla ölmek arasındaki maceramızı düzenleyen, Çaresizliğimizi her yerde yüzümüze tokat gibi indiren bir kuvvet olmalı.
Şimdi seni daha çok seviyorum. Meğer ölüm senin kadar güzel değilmiş. Şimdi güzelliğin daha yakıcı, daha alımlı. Bütün neden'ler senin için yaşamayı gerektiyor şimdi.
Nasıldım nasıldım o gece, o gün bilemezsin? Eski, taş binalar üstüme yıkılıyordu, başımda parçalanıyordu vitrinlerin camları. Her taşıt beni ezip geçiyordu yanımdan. İnsanlar anlımda yürüyordu çamurlu, pis ayaklarıyla. Rüzgar gırtlağıma yapışmış bir el gibiydi. Kitaplar dergiler, gördüm boyalı dükkanlarda. Hepsi ölmek diyordu. Yalnız ölümdü gördüğüm kaldırımlarda.
Artık her şey boştu, yalındı.
Kirli bir çamaşırdı üzerimde yaşamak. Umutlarımı yitirmiştin. Arayıp bulacak gücüm kalmamıştı. Öyleyse yorgundum, bitkindim. Ellerimi sevmiyordum, gözlerim utanç veriyordu gözlerime. Damarlarımdaki kan rahatsız ediyordu beni. Ölmek, gitgide bir umut haline geliyordu içimde. Büyüyor, büyüyordu.
Boşlukta bir tel gerilemeye başladı... Gerildi, gerildi. Sonra kan rengi bir karanlığa düştüm. duvarlar kırmızıydı. yerler, masalar, sokaklar, insanlar hep kırmızıydı. Ama karanlıktı yine, korkunç bir karanlıktı. Kırmızı sisler içimdeydi. Dört yanım denizdi, kıpkızıldı.
Sonra rengi değişti çevremin. Bulutlar dağılmaya başladı. İlk gün ışığı merhaba dedi pencereden, Yeşil yapraklar el salladı. Bir adam uzun öksürdü.
İlk ellerimi buldum vücudumda, derken ayaklarımı, gözlerimi dudaklarımı, saçlarımı buldum.
Ve seni düşündüm. İşte o zaman yaşadığımı anladım, utandım.
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 02 Aralık 2009, 14:24:23 |
|
naz
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #5 : 02 Aralık 2009, 14:24:23 » |
|
Ümit yaşar'dan sevgi üzerine hoş bir yazı...
Bir papatya tarlası düşün.İlkbahar ayı. Ve sen onun yanından geçen yolda yürüyorsun. Ve o papatya tarlasında bir papatya dikkatini çeker. Binlercesinden birisidir,ama sen onun yanına gidersin. Onda seni çeken bişeyler vardır.O papatyayı olduğu yerden koparırsın. Sadece senin olsun istersin,sadece senin öleceğini düşünmeden ve gidersin o tarladan içindeki şiddetin durduramadığı bir bencilliktir ama bir o kadar güzel ve hapsedici. TUTKU bu olsa gerek...
Yine o tarlanın kenarındaki yolda yürüyorsundur.Yine milyonlarcası arasından bir tanesi seni çeker. yaklaşırsın yanına.gözlerin başkasını görmez olur o an.Onun için herşeyi yapmöak istersin.Dokunmak istersin,dokunamazsın.Orda onunla ölmek istersin.Ama birden hafif bir rüzgar eser ve bir başka güzel çiçek kokusu gelir burnuna.Dayanamazsın onun kokusuna unutturur herşeyi bir anda ve o kokunun geldiği yöne gidersin.Diğer papatya orda kalmıştır. Yüreğinin bir kenarında...Paylaşılmamış birçok şey vardır.Unutamaz belkji ama geri de dönemezsin ona. AŞK bu olsa gerek...
Yine o yoldasın.Papatya tarlasının yanından geçen. Ve yine bir papatya milyonlarcasının içinden seni çeker,gidersin yanına.Orda kalakalırsın.O hiç ölmesin diye herşeyi yaparsın. Tüm gücünle onla olmak istersin.Ondan seni koparacak hiçbir güç olmadığına inanırsın ve orda onunla ölene dek birlikte kalırısn. SEVGİ bu olsa gerek...
"...Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı kullanıyorum.Sen bile buna karşı koyamazsın..."
Bazı duygular vardır anlatılamaz,anlaşılır sadece.Sevenin sevdiğini bilmesi kadar;sevilen de anlar sevildiğini.Sevgi herzaman belirli kelimelerle söylenmez.Çoğu defa bir bakış yeter de artar bile... Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu sevme hakkından alıkoymaz. Sevmek çoğu zaman var olmaktır.Sonunda bizi yokolmaya götürse bile...Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı kullanıorum.Sen bile karşı koyamazsın.Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayıştı sevgilerim.Bir zaman başkalarında aradım senii,başka yüzlerde,başka ellerde aradım.Aldandım,fakat birgün seni bulmak ümidini kaybetmedim.Nasıl olsa gelecektin birgün.Ve işte geldin de!Bana tatmadığım hüzünleri tattırmaya,bilmediğim kederleri öğretmeye geldin.Acıdan yana ne kalmışsa yaşamadığım hepsini bir bir sen yaşatacaksın bana.Birgün yaşamanın gereksizliğini de senden öğreneceğim.Bu selin akışını hiçbirşey durduramaz artık.Ummadığım ve ummadığın bir anda çıktın karşıma.Coşkun ırmaklar gibi,amansız seller gibi geldin,mutlaka yıkarak ve benden birçok şeyi, beraberinde sürükleyerek gideceksin.İşte o zmana yoklukların en dayanılmazı ile karşı karşıya kalacağım.Er geç gideceksin;beni anlayamadan,beni sevemeden gideceksin.Yalnız bir iç kırıklığı kalacak senden,tesellisiz bir hüzün kalacak.Yıllardır aradığım sendin,ama sen gittikten sonra başkasını aramayacağım.Gelmeyecek bile olsan ömrümün sonuna kadar aradım seni.Ama geldin bir kere;ister bilerek gelmiş ol,ister bilmeden...
Geldin ya!Şimdi herşey güzel senimnle.Yürümenin,konuşmanın,nefes almanın bir başka anlamı var artık.Sen varsın ya herşey bambaşka gözlerimde...
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN Bir Nefes Düş Gibi...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|